Fotoğrafçılıkta Aydınlatma

Bir fotoğraf, bir öznenin değişik kısımlarının aydınlanma düzeylerinin görsel olarak kaydından başka bir şey değildir. Aydınlık 1 ila 1 000 000 arasında bir oranda değişebileceğine göre (karanlık bir iç mekândaki çok zayıf aydınlatmadan pırıl pırıl güneşli bir ortama) iyi fotoğraflar çekebilmek için iki temel şartın yerli yerine gelmesi gerekmektedir. Yani, kullanılabilir bir aydınlatma düzeni sağlamak ve kullanılan ışığın miktarını ölçmek. Şafaktan iki saat sonrası ile gün bakımından iki saat öncesi arasında, iklim şartlarına da bağlı olarak doğal ışık miktarının 10 faktör, yani diyaframın 3°den biraz fazla değişimine tekabül ettiği söylenebilir; demek ki ışıklandırma şartlarına bağlı olarak (tam güneşli, açık ve parçalı bulutlu, çok bulutlu, loş ve kapalı) bazı basit kuralları izleyerek poz süresini belirlemek mümkündür.

Bir saniyeden saniyenin 1/10 000’ine dek giden alışılagelmiş poz süresi yelpazesinde, karşılıklılık yasası gereğince ışık kaynağının yoğunluğu düşükse filmi daha uzun süre açıkta bırakarak veya kuvvetli ışık olması durumunda çok kısa bir süre ışığa göstererek aynı sonucun elde edilmesi mümkündür. Bunun dışında, filmin özelliklerine göre de ışığın çok veya az olması durumlarında poz sürelerinin değişen oranlarda belirlenmesi de mümkün olabilecektir. Bu durumda, bu olguyu ilk defa saptayan fizikçinin adından hareketle Scvvarzschild etkisi diye de adlandırılan karşılıklılık yasasından sapmadan söz edilmektedir. Mesela çok düşük yoğunlukta bir ışık kaynağına uzun süreli maruz bırakma durumunda, kuramsal maruz bırakma değerlerine oranla söz konusu olabilecek sapmaları giderip karşılayabilmek için zaman süresinde düzeltmeler yapılması gerekecektir.

Pozometre Nedir?

Aydınlatma şartları daha da karmaşıksa, bir ampermetreye bağlantılı bir fotoelektrik hücreden oluşan bir alet, yani pozometre kullanılır. Hücreyi uyaran ışık bir akım yaratır; kıpırdayan bir ibre veya sayısal bir gösterim, ışığın yoğunluğu hakkında bilgi verir. Başlıca üç tür pozometre mevcuttur:

– Selenyumla fotovoltaik hücre; gelen ışığı, doğrudan, bir galvano-metrenin dereceli bir ölçeğin önünde bulunan ibresini oynatan bir elektrik akımına dönüştürmektedir. Düşük ışıkta pek duyarlı ol-mayan bu düzeneğin tek avantajı pile ihtiyacı olmaması ve neredeyse sonsuza kadar çalışmasıdır.

– Kadmiyum sülfürlü ışıl dirençli hücre; selenyumlu bir hücreden yaklaşık 130 defa daha duyarlıdır. Selenyum hücresine kıyasla çok daha sınırlı bir algılayıcı yüzeyini gerektiren düzeneğin işlenmesi için daima bir pile ihtiyacı vardır. Pilin ürettiği elektrik akımı, giren ışığın yoğunluğuna ters orantılı biçimde değişen bir iç dirence ulaşır. Çok yoğun ışık bulunduğu zaman öz direnci pek zayıftır. Bu durumda galvanometreye çok fazla akım gelir ve sonuçta ibre kadran üzerinde çok kuvvetli bir hareket gösterir. Bunun tam tersi olarak da düşük yoğunluklu ışıklarda ibre neredeyse hiç oynamaz.

– Silisyumla fotodiyot, çok büyük bir duyarlılık ve devinimsizlik, yani pek zayıf «bellek»le ayırt edilir. Bu nedenle de özellikle çok kısa süreli flaş patlamalarının ölçümüne yarar ve aynı zamanda çok kısa zamanda sonuç alınması gereken karmaşık operasyonların gerçekletirildiği en yeni ve çağdaş aletlerde kullamına uygundur. Son derece düşük bir elektrik akımı üretir ve bu nedenle de bir pille takviyesi gerekmektedir. Bu türden başka hücreler, duyarlı eleman olarak galyum arseniyürle çalışır.

Pozometre bağımsız olabileceği gibi, düzeneğin içine yerleştirilmiş de olabilir. Pek çok örnekte ve «halka satılan» makineler de düzeneğe dahil olan bir fotoelektrik hücre mevcuttur. Bu hücre objektifin arkasında olduğu zaman fotoğrafı oluşturmak üzere gelen ışığın bir kısmını yutar. Görüntüyü fazla etkilemeksizin ışığı hücreye yöneltmek için özel bir yöntem söz konusudur. Buna TTL (İngilizce, Through the Lens Metering, «ışığın objektifin içinden ölçümü») adı verilir. Bir TTL düzeneğinde fotoğrafçı ışığa maruz bırakma süresini veya diyaframın pozisyonunu, veya her ikisini birden ayarlarken vizörün içinde göreceği verilere göre hareket eder. Bu durumda vizörün içinde belirli bir kadran üzerinde oynayan bir ibre veya yapılması gereken düzeltmenin yönünü renklere göre gösteren elektro-ışıldayan diyotlar söz konusu olabilir. Daha güncel teknikler söz konusu olduğunda fotoğrafçı bu parametrelerden (obtüratör hızı ve açıklık) sadece birini ayarlarken diğeri doğrudan hücre tarafından düzenlenmektedir.

Fotoğrafın öznesi tarafından yayılan ışığın gerçek değerini belirleyebilmek için, bir düşünülmüş ışık düzeneğinden yararlanılması söz konusudur. Bu yöntemin az veya çok sakıncaları vardır.. Otomatik açılma kumandasından yararlanarak üç ayrı renkte diyapozitifler çektiğimizi varsayalım; birincisi beyaz bir kâğıt sayfası, İkincisi gri bir yaprak ve üçüncüsü de siyah (siyah kâğıt, giren ışığın yaklaşık yüzde 10’unu yansıtır) bir sayfa olsun. Otomatik açıklık kontrolü üç görüntüye de aym yoğunluğu verecektir: her ne kadar üç ayrı nesne çok farklı aydınlatma yaysa da her üç fotoğraf da grinin aynı tonunu verecektir.

İçeri giren ışığı ölçmeye yarayan üçüncü bir yöntem, daha önceki sakıncayı ortadan kaldırmaktadır. Ölçüm fotoğrafın çekileceği ortamın içinde, genellikle hücre ışık kaynağına doğru yöneltilerek yapılır. Ölçüm, duyarlılığı sabit ve belli olan bir film için, örtme süresi ve diyafram açıklığı verileri belliyken, makul maruz bırakma süresini saptamak için yapılır. Giren ışık ölçümü, fotoğrafın çekileceği ortamın ortalama değerlerini tespite yarar ve bu yöntem, mesela manzara çekimleri için idealdir. Koyu renkli nesneler ile daha çok ışık veren nesneler aynı maruz bırakma süresine tâbidir ve fotoğrafın üzerinde tıpkı oldukları gibi görünürler. TTL düzeneğiyle donanmış bir makineyle de, sahnenin ortasına koyulmuş gri bir plaka üzerinde ayarlama yapılarak da aynı sonuç elde edilebilir. Bu durumda da aynen önceki yöntemde olduğu gibi, ölçüm sonucunda, içeri giren ışığın yoğunluğu belirlenecektir.

Renkli filtreler

Objektifin önüne konulan filtreler, buradan geçerek filmi etki-meye giden ışığı farklılaştırmaya yarar. Filtreler giren ışığın bir kısmım süzdükleri için, bunlar kullanıldığında genellikle maruz bırakma süresini uzatmak gerekir. Sarı bir filtre mavi ışınları süzer ve gökyüzünü soluklaştırdığı ölçüde siyah-beyaz fotoğraflarda kaliteyi net bir biçimde iyileştirir. Bunun kullanımı, poz süresini yaklaşık iki kat artırmayı gerektirir. Kırmızı bir filtre de yaklaşık aynı sonuçları, ama daha da keskin bir biçimde verir ve özellikle çarpıcı dağ manzaraları fotoğrafları için mükemmeldir. Renkli filtreler aynı şekilde kontrastı artırmaya da yarar.

Flaş aydınlatması

Yeterli ışık olmaması halinde makineye monte edilmiş veya bağımsız bir flaş sisteminden yararlanılabilir. Flaş ampullü olabileceği gibi elektronik de olabilir. Artık pek fazla kullanılmayan ampuller, içbükey bir aynanın odağına yerleştirilir; magnezyum, alüminyum veya zirkonyum alaşımından yapılmış ince bir telden oluşur. Elektronik flaşsa, boşalması 1/10 000 saniyede (hızlı bir hareketi bile saptamak için yeterince kısa bir süre) bir tüp vasıtasıyla gerçekleşen bir yüksek gerilim kondansatörüdür. Flaşın pat-lamasıyla obtüratörün hareketi genellikle eşzamanlıdır (senkro- nize). Tercihen fotoğraf makinesinin üzerine monte edilmiş duyarlı bir elektronik algılayıcı kullanılarak, nesne filmin oluşması için yeterli ışığı yansıttığında flaşı durduracak olan bir düzenekten yararlanılabilir. Birçok görüntünün üst üste düşürülebilmesi için fotoğrafçılar birden çok flaş kullanırlar; bu teknik, özellikle de spor alanında, hareketlerin çözümlenmesi için özel bir avantaj sağlamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir